Tarih Düzenleme Tarihi : 07 Aralık 2020 13:51 Haber Girişi : 07 Aralık 2020 13:59

Gazi Osman Paşa’nın Sevdalinkaya Konu Olan Esaret Hikayesi

Boşnakların halk müziği şarkıları sevdalinkalar, gönüllere dokunan aşk hikayelerinin yanı sıra Boşnak halkının tarihi olaylara ilişkin izlenimlerine de ışık tutuyor.

Sokollu Mehmed Paşa, Gazi Hüsrev Bey, Sultan Süleyman ve Gazi Osman Paşa’ya ilişkin sevdalinkalar bunlardan sadece bazıları. Düşmanlarının bile saygıyla muamele edip nişanlarla taltif ettiği Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın esaret ve aşk hikayesi, Bosna Hersek müziğinin eskimeyen eserlerinden “Zaplakala šećer đula” adlı sevdalinkada oldukça duygu yüklü bir şekilde işleniyor.

 

Türklerin ve Boşnakların ortak tarihlerine hitap eden ve hem Türklerin hem de Boşnakların aşkla dinledikleri şarkının Boşnakça versiyonunda hikaye şöyle anlatılıyor;

 

Ağladı Şeker-Gül Hanım, Osman Paşa’nın sadık aşkı
Ey Osman’ım neredeydin? Ordunu nerede kaybettin?

Buradayım taze Gül’üm! Tarihi Plevne’nin yanı başında
Sultan’ın verdiği ordunun tamamı, din yolunda düştü

Gül’üm ben esir oldum; keskin kılıcımı bıraktım
Şimdi kimsem yok; biricik Allah’tan gayrı

Taze Gül’üm yeniden evlen! Osman’ın için ümit besleme
Düşman beni tutsak etti; bizi ebediyen ayırdı

 

 

Zevcesi "Zatıgül" Hanım’ın İfadeleriyle Osman Paşa

 

Sevdalinka’ya konu olan “Şeker Gül” Hanım ile Gazi Osman Paşa’nın Zevcesi Fatma Zatıgül Hanım’ın aynı kişiler olup olmadığı bilinmemekle beraber, Fatma Zatıgül hanımın 1935 yılında “Yedigün” dergisine verdiği mülakatta anlattıkları, Sevdalinkaya konu olan esaret hikayesini detaylandırır nitelikte.

 

Gazi Osman Paşa ile 35 yıl evli kalan Fatma Zatıgül, Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’yı şu sözlerle anlatmıştı, “Paşa efendi çok iyi kalpli idi… Çabucak asabileşmezdi. Bir askere bir emir verdiği zaman asker anlayıncaya kadar emrini üç dört defa tekrar ettirir ve tekrarından usanmazdı… Askerlerine çok iyi muamele ederdi. Kapısında kat’iyen nefer bulundurmazdı.

 

 

Paşa’nın Plevne’deki mücadelesini ve Rusya’da iki ay süren esaretini onun ağzından anlatan Fatma Zatıgül şunları söylemişti; “Düşman bir kere geldi, yenildi… Bir daha geldi bozuldu, bir daha geldi kaçtı, perişan oldu… Nihayet Rusya ile Romanya bütün ordularını seferber ettiler ve Plevne üzerine yığdılar. Bu sefer iş değişti. Vuruşa vuruşa elde bir avuç muharip kalmıştı. İmdat istedim… Padişah tınmadı… Düşmanın karınca gibi kaynayan askerleri Plevne Kalesi’nin surlarını kuşatmışlardı. Kalede erzak kalmadı. Plevne halkı “ne yaparsan yap bizi kurtar” diyordu. Düşündüm, beklemek beyhude. Aslanlarla beraber kaleden fırladık… Askerlerim iyi dövüşüyorlardı. Birinci muhasara kordonunu yardık, ikinciyi de bizim delikanlılar parçaladılar. Fakat kör talih; biz ayağımızdan yaralandık. Yaralanmak bir şey değil fakat tutsak olmak çok feci idi. Askerlerimiz zaten kalmamıştı. Kalanlar da açlıktan bitkindi. Nihayet bir avuç kaldık. Bizi tutsak ettiler.

 

 

İşin en ağır tarafı bundan sonra başladı.

 

Rus kralının kardeşi Grandük benim vurulduğuma evvela inanmamış, beni yanına götürdüler… Hürmetle eğildi, beni arabasına aldı… Rusya’ya gittik. Rus Çarı’nın (II. Aleksandr) sarayına gelince ben çok fena oldum. Bastığım yeri bilmiyordum. Esaretin verdiği utançla gözlerim kararmış, ayaklarım yerden kesilmişti.

 

 

Yere basmamam için yoluma halılar döşenmişti. Yaldızlı bir koltuk getirdiler, oraya oturttular. Usul mucibince biraz sonra kılıcımı krala teslim etmek için uzattım… O hemen haykırdı:

 

“Hayır! Onu sana Allah vermiş, senden ancak Allah alabilir. Sen benim 70 bin kişilik askerimi ufacık bir kuvvetle mağlup ettin. Devlet sana yardım etseydi yine mağlup olmazdın. Şehirde kılıcınla gez. Sen benim tutsağım değil misafirimsin!” dedi.”

 

Zambak.ba

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.