Mülakat Haber Girişi : 10 Mart 2021 11:19

Bilgiç: Sırbistan'ı Komşu Ülke Olarak Görüyoruz

Sırbistan’daki görev süresi sona eren Belgrad Büyükelçisi Tanju Bilgiç, Sırp “Politika” gazetesine Türkiye-Sırbistan ilişkileri ve bölgesel gelişmelere ilişkin bir mülakat verdi.

Mülakatın Büyükelçi Bilgiç’in Twitter üzerinden paylaştığı tercümesi şu şekilde;

 

Türkiye'nin Sırbistan Türkiye ve Sırbistan arasındaki ilişkilerin tarihin en iyi seviyesinde, hedefimiz 5 milyar ABD dolarlık ticaret hacmine ulaşmak - 9 Mart 1983'te gerçekleşen Galip Balkar'ın suikastı, hem biz Türkler, hem de tüm bölge halkları için hala ilgi çekicidir.

 

Sırbistan'daki süresini başarılı bir şekilde tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti'nin Sırbistan Büyükelçisi Sn. Tanju Bilgiç ile "Politika" gazetesine verdiği mülakatta iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, bölgesel işbirliği, bugünkü Ankara'nın dış politika eğilimleri ve yazmakta olduğu kitap hakkında konuştuk.

 

Sayın Büyükelçi, Sırbistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin hangi yönlerde gelişeceğini düşünüyorsunuz?

 

Türkiye ve Sırbistan arasındaki ilişkilerin tarihin en iyi seviyesinde olduğunu söylemek doğru olur. İki ülke arasındaki ilişkilerin sorunsuz olması, tüm bölgenin siyasi istikrarına ve ekonomik gelişmesine olumlu bir şekilde yansımaktadır.

 

Önümüzdeki dönemde ticari ve ekonomik ilişkilerimizin ciddi şekilde gelişeceğini öngörüyorum. Benim Belgrad'da görev yaptığım dört sene boyunca iki ülke arasındaki ticaret hacmi iki katına çıkarak 1,5 milyar ABD Dolarına yükseldi. Bu ciddi yükseliş, aslında iki ülkenin karşılıklı ticari potansiyellerini daha önce tam anlamıyla kullanmadıklarını da gösteriyor. Bu ticaret hacmine daha önce ulaşmalıydık. Şimdiki hedefimiz beş sene içinde beş milyar ABD Dolarlık ticaret hacmine ulaşmak. Bunun için çalışıyoruz.

 

Ticari ve ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi, diğer tüm ikili ilişkilere pozitif bir şekilde yansıyacaktır. Turizm ilişkilerinin de özellikle pandemi sonrası hızla gelişeceğini öngörüyorum. Ayrıca, iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin de önümüzdeki dönemde yoğunlaşacağına inanıyorum.

 

Ülkemizdeki ekonomik ortaklarla işbirliğini güçlendirmede Türk iş dünyasının temel menfaatini hangi ekonomik alanda görüyorsunuz?

 

Önceliğimiz, ikili ilişkilerimizin itici gücünü oluşturan ekonomik ve ticari işbirliğimizi karşılıklı fayda temelinde geliştirmektir. Bu amaçla, Sırbistan'ın farklı bölgelerindeki yatırım fırsatlarını değerlendirmeye gayret ediyor, ticari faaliyetlerimizi artırmayı hedefliyoruz. Biraz önce de söylediğim gibi, salgın koşullarına rağmen geçtiğimiz yıl Sırbistan'la ticaret hacmimiz artış göstererek 1,5 milyar ABD Dolarına yükseldi. Sırbistan'daki yatırımlarımız saha çalışmalarına göre 250 milyon Dolar’ın üzerinde ve giderek artıyor. Bugün Sırbistan'ın en ücra köşelerinde, örneğin Vladicin Han, Krupanj, Nova Varoş gibi yerlerde, tekstil ve otomotiv sektörü başta olmak üzere, Türk fabrikalarını ve yatırımcılarını görmeniz mümkündür. Sırbistan'da faaliyet gösteren firmalarımızın sayısı da son yıllarda hızla yükselerek 1000'igeçti. Bu rakam dört sene önce 100 civarındaydı.

 

Sırbistan'da ivme kazanan müteahhitlik sektörü, altyapı ve üstyapı projeleri, uluslararası çapta önemli tecrübeye sahip firmalarımız için bir fırsat teşkil ediyor. Bu nedenle, son dönemde bazı büyük inşaat şirketlerimiz Sırbistan'da iş yapmaya başladılar. Türk şirketlerinin yaptığı projeler arasında dostluk projesi olarak adlandırılan Belgrad-Saraybosna Otoyolu, Morova Koridoru inşası da yer alıyor. Geniş şube ağına sahip Halkbank da Sırbistan'daki faaliyetlerini başarıyla sürdürüyor.

 

Önümüzdeki dönemde sağlık ve enerji alanlarında da işbirliğimizi artırmayı arzu ediyoruz.

 

Gelecekte Balkanlar'da ve Güneydoğu Avrupa'da oluşacak fırsatları şekillendirmede bugün Sırbistan ile Türkiye'nin hangi diplomatik, politik ve ekonomik rolleri bulunmaktadır?

 

Ortak sınırımız olmasa da Sırbistan'ı bölgesel komşumuz olarak görüyoruz. Sırbistan'la ilişkilerimiz hem halklarımız bakımından hem de genel olarak Balkanların refah ve istikrarı açısından son derece önemli. Bu coğrafyada barışın sürdürülebilir kılınmasında ülkelerimizin ortak sorumluluğu var. Bunun bilinciyle Sırbistan'la her alanda ilişkilerimizi ilerletiyoruz.

 

Bölgesel sorunlarda bölgesel sahiplenme ve çözümleri savunuyoruz. Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci, Türkiye-Sırbistan-Bosna Hersek üçlü danışma mekanizması gibi girişimler, sadece işbirliğinin geliştirilmesi bakımından değil toplumlara mesaj verilmesi ve bölgede barış ve istikrarın vurgulanması bakımından da önem taşıyor.

 

Diğer yandan, Sırbistan dâhil bölgede artan yatırımlarımız, ulaşım altyapısına katkıda bulunacak ve bağlantısallığı güçlendirecek Belgrad-Saraybosna otoyolu gibi projelerimiz karşılıklı ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin ötesinde bölgesel istikrara ve refaha da katkıda bulunma amacı taşıyor.

 

Sırbistan ve Türkiye yıllardır AB üyesi olmayı umut etmektedir. Bugün resmi Ankara için böyle bir umut ne kadar önemli?

 

AB'ye tam üyelik ülkemiz için halen stratejik bir hedeftir. Bunu en üst düzeyde her vesileyle dile getirmekteyiz. Müzakere sürecimizde 16 başlık açılmış, birisi de geçici olarak kapatılmıştır. Ancak hatırlayacağınız gibi müzakere sürecimizde bazı AB üyesi ülkelerin girişimi üzerine siyasi olarak açılmaması kararlaştırılan başlıklar mevcuttur. Müzakere sürecimizin istenilen hızda ilerlemediği açıktır. AB Türk halkı nezdinde popülaritesini ve güvenilirliğini kaybetmektedir.

 

2015 yılında başlayan göç krizi ülkemizle varılan 18 Mart 2016 tarihli mutabakat sayesinde kontrol altına alınabilmiştir. Ülkemizin verdiği destek sayesinde artık hiç kimse bugün AB için çok önemli bir krizi teşkil eden bu olgudan bahsetmemektedir. Öte yandan terör, güvenlik, dış politika konularında AB ile işbirliğimiz devam etmektedir. Ticaretimizin büyük bir kısmı AB ülkeleriyle yapılmaktadır. Türkiye, AB'nin vazgeçemeyeceği siyasi ve ekonomik bir aktördür. Türkiye'nin AB içindeki varlığı AB'ye yük değil değer katacaktır.

 

Bugün AB'den beklentimiz pozitif gündemle ilişkileri ilerletmek, 18 Mart mutabakatını ve Gümrük Birliği'nin güncellemek, bir an önce vize serbestisi diyaloğunu tamamlamak, Türkiye AB Zirvelerini ve Yüksek Düzeyli Diyalog toplantılarını düzenlemektir.

 

Türkiye, ABD ile stratejik ortak, Rusya ile çok incelikli ilişkiler yürütmekte, Basra Körfezi ülkeleri, Çin, Afrika, Mağrip'te vs. yenilikçi bir işbirliği gerçekleştirmektedir. Türk diplomasisinin aktüel formülünü nasıl tanımlarsınız?

 

Esasen Türk dış politikasının ana ilkeleri Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana hiç değişmedi. “Yurtta barış dünyada barış” şiarından yola çıkarak, sorumlu, insan odaklı ve vicdanlı bir dış siyaset izliyoruz. Elbette ki, dünyada yaşanan hızlı dönüşüme uyum sağlamak ve jeopolitik düzlemdeki konumumuzu güçlendirmek istiyoruz. Bunun için vizyonumuzu geniş tutuyor ve yeniliklere uyum sağlıyoruz ama ilkelerimizden de ödün vermiyoruz.

 

Küresel ve bölgesel barışın sağlanmasına ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunulmasında oyun kurucu rol üstlenmek istiyoruz. Stratejik ilişkilerimizi geliştiriyor, özellikle bölgemizdeki ülkelerle ekonomik-ticari işbirliğimizi ilerletiyoruz.

 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın haklarını korurken, diğer ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalıyoruz. Terörizmle, ayrımcılıkla, İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığıyla mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin başarıya ulaşmasında güvenilir ortaklarla hareket etmenin önemini biliyoruz. Bu kapsamda, sadece saydığınız ülkelerle değil tüm coğrafyalarla bağlarımızın geliştirilmesi için çabalıyoruz.

 

Korona virüsü salgını, birçok uluslararası aktörü ve ilişkilerini teste tabi tutmuştur. Türkiye'nin bu sorun ile mücadelede bugüne kadarki deneyimleri nelerdir?

 

Salgın nedeniyle tecrübe ettiğimiz bu zorlu dönemde, ülkelerimizin bugüne kadar sınavdan iyi not almayı hak ettiklerini düşünüyorum. Her iki ülke de salgının başından itibaren salgınla mücadelede ulusal dayanışmanın ve uluslararası işbirliğinin önemine vurgu yapmayı sürdürdü. Türkiye imkanları ölçüsünde pek çok ülkeye tıbbi ekipman desteği sağladı. Sırbistan'a da bu çerçevede geçtiğimiz yıl muhtelif tarihlerde tıbbi malzeme yardımları ulaştırdık. Kitlesel aşılama programına hızla devam ediyoruz. Türkiye'de halihazırda, 2 milyondan fazlasına ikinci doz olmak üzere 9,2 milyonun üzerinde kişiye aşı uygulandı. İstatistiklere bakıldığında Sırbistan'ın da bu konuda övgüyü fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Türkiye aşıyı hazır temin eden ülkeler içinde en hızlı ve en çok aşılamayı başarmış ülke durumunda. Ancak aşı tedarikinde bilindiği üzere sorunlar yaşanıyor. Bu nedenle, her ne kadar yüksek hızda ve sistematik şekilde aşı programı uygulanmış olsa da, nüfusa oranla daha kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Bu nedenle kendi aşımızı üretmek için çalışmaları hızla sürdürüyoruz.

 

Bu yaz Türkiye Sırbistan'dan 300.000 Sırp turisti bekliyor

 

Türkiye Nisan ayından itibaren sınırlarda PCR testi talep etmeyeceğini açıkladı. Bu sezon Sırbistan'dan daha fazla turist bekliyor musunuz?

 

Turizm ilişkilerimiz hem Türkiye hem Sırbistan açısından çok önemli. 2019 yılında Sırbistan'dan Türkiye'yi yaklaşık 300.000 kişi ziyaret etmişti. Ancak bu rakam pandemi nedeniyle 2020 yılında önemli ölçüde düştü. Ancak yine de rakamların buna rağmen iyi olduğunu söylemem gerekli. 2020 yılında Sırbistan'dan Türkiye'ye giden turist sayısı 130.000 civarında oldu. Hem Türkiye hem Sırbistan kitlesel aşılama konusunda kısa sürede önemli adımlar attılar. Bu sayede, 2021 bahar aylarından itibaren her iki ülkedeki vakaların önemli ölçüde azalmasını bekliyoruz. Ayrıca pandemiyle birlikte Türkiye'de hayata geçirdiğimiz ve dünyadaki ilk örneklerden biri olan “güvenli turizm” konseptini 2021'de de sürdüreceğiz.

 

Böylece Sırbistan'dan gelecek misafirlerimiz Türkiye'de tatillerini her zamanki gibi güven içinde ve keyifle geçirmeye devam edecekler. Sonuç olarak, 2021 yılında turizm rakamlarında artış yaşanmasını ve Sırbistan'dan Türkiye'ye gelen turist sayısında 2019 rakamlarına ulaşılmasını beklediğimizi ifade edebilirim. Aynı şekilde, salgının kontrol altına alınmasıyla Türkiye'den Sırbistan'a gelen turist sayısında da eski rakamlara ulaşabileceğimizi düşünüyorum.

 

Galip Balkar suikastının yıldönümü

 

9 Mart 1983'te Türkiye'nin Belgrad Büyükelçisi Galip Balkar'ın trajik bir suikasta uğramasıyla ilgili bir kitap yazıyorsunuz...

 

Galip Balkar, bundan tam 38 yıl önce, bugün, Belgrad'da Ermeni teröristlerce öldürüldü. Galip Balkar'ın anısını anlatan ve Türkiye-Yugoslavya ilişkilerine değinen ve Belgradlıların kahramanlıklarını vurgulayan bir kitap yazmaktayım. Kitabın bu yaz okuyucularla buluşacağını tahmin ediyorum. Galip Balkar suikasti, eski Yugoslavya'da gerçekleşen ilk ve son siyasi saldırıdır.

 

Bu nedenle, saldırı hem biz Türkler, hem de tüm bölge halkları için hala ilgi çekicidir. Teröristler, bu saldırıyla sadece bir Türk Büyükelçisini değil, Yugoslavya'nın bağlantısızlık politikasını zedelemeyi, Yugoslavya'nın kamu düzenini bozmayı ve meşhur Yugoslav misafirperverliğini karalamayı amaçlamışlardır.

 

Bu saldırı, ayrıca, Belgradlıların ne kadar kahraman olduğunu da ortaya koymuştur. Teröristlerden biri, bir güvenlik görevlisi tarafından olay yerinde vurularak yakalanmıştı. Saldırganlar kahraman bir genç öğrenci olan Zeljko Milivojevic'i de olay yerinde öldürmüş, ayrıca emekli Albay Slobodan Brajovich'i de ciddi şekilde yaralamışlardı. Ama nihayetinde her iki saldırgan da yakalanmıştır. Bu aslında, Yugoslavya'nın ne kadar organize bir devlet olduğunu da göstermektedir.

 

Galip Balkar'a gelince, Galip Balkar, Türk diplomasisinin en parlak diplomatlarından biriydi. Genç sayılacak bir yaşta, 46 yaşında hayatını kaybetmiş olmasının acısını hala hissetmekteyiz. Varlıklı bir aileden gelmekteydi. Bekardı ve çocukları yoktu. Ailesinin de tek çocuğuydu. Annesi ve babası da hayatlarını kaybettikleri için yakın akrabası yoktu. Bir diğer deyişle, yalnız ve mahzun bir adamdı. Galip Balkar'ın annesini dedesi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Belgrad'da Belgrad muhafızlığı yapmış Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'ydı ve Belgrad'daki görevi sadece bir yıl sürmüştü. Bir yılın ardından çıkan bir siyasi olay nedeniyle Belgrad'dan ayrılmak durumunda kalmıştı. Galip Balkar'ın ise bundan yıllar sonra ancak cenazesi Türkiye'ye dönebildi. Bir diğer deyişle, Belgrad görevleri Balkar ailesine pek de uğurlu gelmemişti. Teröristler, Türk Büyükelçisi Galip Balkar'ı vurarak hedeflerine ulaşamadılar. Türkiye-Yugoslavya ilişkileri de bu saldırı nedeniyle bozulmadı. Bilakis, Türkiye-Yugoslavya ilişkileri daha da güçlendi. Geriye, sadece genç bir diplomatın hayatını kaybetmesinin hikâyesi kaldı.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.